1 Temmuz 2018 Pazar

AİLE İÇİ PROBLEMLER: İLETİŞİMSİZLİK, ŞİDDET

AİLE İÇİ PROBLEMLER: İLETİŞİMSİZLİK, ŞİDDET 


AİLE İÇİ PROBLEMLER

Aile genel olarak evlilik, kan bağı ve evlat edinme yolu ile meydana gelen, bireyin kimlik ve kişiliğinin oluşumunda alternatifi olmayan öncelikli bir kurumdur. Evlilik ise geleneksel olarak yetişkin kadın ve erkek arasında yasal geçerliliği olan, toplum tarafından tanınan ve belirli sorumlulukları ve hakları beraberinde yerine getiren fiziki ve kültürel bağ olarak tanımlanır. 
19. yüzyıl sonu toplumsal kurumların birçoğunda, toplumlar modernleştikçe ailelerin öneminin azalacağına değinilmiştir. Cemaat cemiyet arasındaki en temel farklılıklardan bir tanesi ailelerin yerine kişisel çıkarların belirlediği toplumsal bağların etkin olduğudur.
20. yüzyıl modernleşme kuramında aile sorunlu bir kurum olarak değil, sanayi toplumlarına uygun çekirdek aileler olarak form alan bir kurum olarak değerlendirilmiştir Bu sürede aile işlevlerinde de değişmeler yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Ailede yaşanan değişimlerin çoğu doğurganlık oranı, evlilik, boşanma ve evlilik dışı doğum istatistikleri ile belirlenmektedir.
 Teknolojinin aile içi kurduğumuz etkileşimlerimize, kültürlenme sürecine, eğitim kalıplarımıza, değer alanına ve daha makro ölçekli kurumlar arası ilişkilere etkisi yadsınamaz. Bu süreç, aynı zamanda aile içi problemlerin niteliğine de etki etmiştir. Aile içi problemlerin kaynağı somut nedenlerden daha soyut ve sosyal boyuta kaymıştır. Biz burada aile içi problemlerin temel biçimleri üzerinde duracağız. Bunlar; aile içi iletişim problemleri, aile içi şiddet ve aile içi sorunlar neticesinde ortaya çıkan bir durum olarak boşanmadır.

İletişim Problemleri

Aile içi problemlerin başında iletişim problemleri gelmektedir. Aile içi iletişim problemlerinin bu derece önemli ve hassas olmasının en önemli nedeni, ailenin meydana geliş amacının gerçekleşmesinin önündeki engel olarak tanımlanmasıdır.
Aile kurum olarak kendi içerisinde varlığını devam ettirmek için birtakım işleyiş ilkelerine sahiptir. Bu ilkeler, her ailenin devamlılığının bir ölçüde garantisi konumundadır. İşleyiş sağlayan mekanizmalar görevini yerine getiremediğinde aile işlevlerini yerine getiremez ve bütünlüğünü koruyamaz. Bu ilkelerde birincisi;aile içi öğeler arasında bütünleşme söz konusudur. Bütünleşme ve iç bağımlılık aile bireylerini birbirine bağlar. İkinci önemli işleyiş ilkesi; aile kendi sınırlarını kendi belirler ve bu sınırlar her ailenin dışarıya açıldığı kanalları meydana getirir. Bu kanallar ailenin norm ve değerlerine göre oluşur.
Ailenin işleyiş ilkeleri, ailenin işlevlerinin de sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Bu şekilde birey topluma uyum sağlar ve toplumsal denge ve düzen meydana gelir. Aile içi yaşanan iletişim problemleri ailenin işleyişindeki en önemli sorunlardan biridir. İletişim problemleri yaşandığında ailede iletiler aktarılamaz ve sağlıklı bir sosyalleşme gerçekleşemez. Aile üyeleri arasında iç denge ve bağımlılık ortadan kalkar. Bunun sonucunda dışa açılan kanallar bireylere göre farklılık gösterir.
 Aile yeni tehdit ve tehlikelere açık hale gelir
Aile içi mahremiyet olgusu zedelenir ve aile bir kurum olarak işlevlerini yerine getiremez. Bir kurumun işlevini yerine getirememesi, bütün olarak varlığına en büyük tehdittir.
Aile içi iletişim problemleri eşler, kardeşler ve ebeveyn-çocuk arasında yaşanabilmektedir.
Aile içi iletişime etki eden önemli faktörlerden biri, internet kullanımının niteliğidir. İnternet araçlı iletişimin yüz yüze iletişimin bir alternatifi değil, daha hızlı, zaman ve mekan sınırlılıklarını ortadan kaldıran bir iletişim türüdür. Bu açıdan bakıldığında yüz yüze iletişimin güç olduğu durumlarda önemli bir araç olarak görülür. Ancak yüz yüze etkileşimin yerine geçtiği anda bireyler arası etkileşim olumsuz etkilenebilmektedir. Aynı masa etrafında oturan kişilerin sözel etkileşime geçmeden online etkileşim kurumları bu durumun bugün sık karşılaşılan örneklerinden biridir.
Ailede çocuklarla kurulan sağlıklı iletişim, çocuğun gelişimini olumlu yönde etkiler. Aile bireyleri ile kurulan iletişimin niteliği, çocuğun aile dışı iletişiminin temelidir. Başkaları ile sağlıklı iletişim, aile içi sağlıklı iletişim ile gerçekleşir. Bunun için aile içi iletilerin de net ve anlamlı olması çok önemlidir.  Öz saygıyı zedeleyici, onur kırıcı, aşağılayıcı ve sürekli emir kullanımı iletişim kanallarının kapanmasına ve dahası kalıcı sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum ister eşler arasında isterse ebeveyn-çocuk arasında gerçekleşsin aynı yıkıcı etkiye yol açar.
Ebeveyn-çocuk iletişiminde iletişimi engelleyen ve destekleyen tutumlar:

ENGELLEYEN TUTUMLAR:

-Suçlama
-Emir verme
-Tehdit etme
-Duygusal baskı kurma
-Nutuk çekme

DESTEKLEYEN TUTUMLAR

-Ebeveyn ve çocukların aktif olarak zamanı paylaşması.
-Bireylerin karşılıklı durumları dikkate alınarak davranılması.
 Empati-Durumu kabul etme ve ilişkide dürüst olma
Aile İçi Kültürel Çatışma
Aile içi kültürel çatışma iki şekilde yaşanmaktadır. Birincisi ebeveyn ve çocuklar arasında yaşanan kuşak çatışması, diğeri ise eşler arasında yaşanan kültürel farklılıkların doğurduğu çatışmadır. Bu ikisi de önemli aile içi problemdir.
Aile içi iletişim problemleri kuşak çatışmalarını doğurur. Kuşak çatışması ise kültürel farklılaşmaya/bakış açısındaki farklılaşmaya yol açar.yetişkinler ve gençler arasındaki bu durum önemsenmediğinde ebeveyn-çocuk arasında ciddi iletişim kopuklukları meydana gelir.
Başlıca yaşanan çatışma konuları eş seçimi, kız-erkek ilişkileri, harcamalar, meslek seçimi, boş zaman faaliyetleri ve aile içi kurallar olarak gelmektedir. Bunun yanı sıra günümüz teknoloji kullanımından kaynaklanan konular da çatışmanın yaşandığı konular arasındadır. Anlaşmazlık eğer toplumsal sorun haline dönüşmekte ise önlenmeli ve tedbir alınmalıdır.
Özellikle göç yolu ile gerçekleşen evliliklerde kültürel farklılık eşler arasında önemli bir problem olarak gözlemlenebilmektedir. 2010 yılında Almanya’da yaşayan Türklerde gerçekleşen boşanmaların en önemli nedeni kültürel farklılık olarak gösterilmiştir.161 boşanmış kişi üzerinde yapılan çalışmaya göre göç yolu ile gerçekleşen evliliklerde kültürel farklılığın yaşanması daha muhtemel görülmektedir. Katılımcılara yöneltilen “eski eşle problem” sorusuna verilen yanıtlar arasında “kültürel fark” seçeneği %16,12 ile en fazla işaretlenen problem olarak gösterilmiştir. Kültürel fark aile içinde yaşanabilecek diğer problemleri de tetikleyebilmektedir

Aile İçi Şiddet

Aile içi şiddet, ailenin işlev ve işleyişini olumsuz etkileyen en önemli problemlerden bir tanesidir ve evrensel bir sorundur. Aile içi şiddet denildiğinde eşlerden birinin diğerine yönelik şiddeti ve ebeveynlerden çocuklara yönelik ifade edilmektedir. Ancak istatistikler ve yapılan çalışmalar aile içi şiddet denildiğinde kadına yönelik şiddetin akla gelmesini haklı çıkarmaktadır.
Bir diğer nokta ise şiddetin ne anlama geldiği ve toplumda nasıl algılandığıdır. Yapılan çalışmalar genel olarak şiddet denildiğinde fiziksel şiddetin anlaşıldığını göstermektedir. Aile içi şiddet kategorileri genel olarak :
ØFiziksel Şiddet;Dövme, tokatlama, tekmeleme ve daha fazlasını içeren eylemlerdir
ØCinsel Şiddet
ØDuygusal İstismar;Sevgisizlik, hakaret etme, sürekli eleştirme, kıskançlık, reddetme gibi eylemlerdir
Øİhmal;Bireyin sosyal ve maddi ihtiyaçlarını karşılamama
Ekonomik İstismar;Bireyin parasına el koymak, zorla çalıştırmak veya çalıştırmamak vs…
2014 yılında Türkiye genelinde yapılan çalışmaya göre evlenmiş kadınların %36’sı, yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri veya birlikte oldukları erkeklerin fiziksel şiddetine maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Şiddete maruz kalanların %10’u gebelik dönemlerinde de şiddete uğramışlardır. Kadınların %9’u, çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kalmaktadır. Bu oranlar şiddet denildiğinde neden kadına yönelik şiddetin akla geldiğinin de nedeni olarak gösterilebilmektedir.
Şiddeti önlemeye yönelik ortak bilincin oluşturulması önemlidir.CEDAW(Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) bunlardan biridir.Yine Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önlemede önemli adımlardır. Şiddetle mücadelede en önemli basamak elbette ki şiddetin toplumsal kökenlerini doğru tespit edebilmektir.
vMichael Kaufman “erkek kaynaklı şiddetin yedi farklı özelliğini” şöyle sıralamaktadır.
§Şiddetin toplum tarafından cinsiyet ayrımı gözetmeksizin benimsenmesi hem kadınların hem de erkeklerin şiddet durumunu kanıksayarak kabullenmesi ve hatta gerekli görmesi önemli bir etkendir.
§Bir diğer önemli boyut ise erkeklerin belirli ayrıcalıklara sahip olmasının hak olarak görülmesidir.Bu durum toplumlarda erkeklerin şiddet eylemine başvurmasının doğal bir durum olarak tanımlanmasına ve bu eylemin kabul edilmesine yol açabilmektedir.
§Bir çok toplumda erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddetin suç sayılmasına üstü kapalı bir şekilde vurgu yapılması yada hiç yapılmaması önemli bir faktördür.
§Erkeklere küçük yaşlardan beri öğretilen korku ve acıyı bastırma davranışı ile duygularını göstermenin zayıflık olarak algılanabileceği iletisi bazı durumlarda şiddet patlaması şeklinde sonuçlanabilmektedir.
§Bir diğeri baba çocuk arasındaki duygusal ilişkinin yeterli düzeyde kurulamaması riskidir.
§Şiddeti önlemede ve azaltmada kadın-erkek ortak hareket edebilmek aynı zamanda kadın ve erkeklerin toplumsal kuralları algılama durumuna etki etmek ve şiddet geçmişine sahip kişilerin durumları dikkate alınarak rehabilitasyon programlarına dahil olmak diğer önemli adımlardan birkaçıdır.
§Şiddetle mücadelede tüm aile fertleri ve özellikle anne- baba bu süreçte aktif ve birlikte yol almalıdırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder