AİLE İÇİ PROBLEMLER: İLETİŞİMSİZLİK, ŞİDDET
AİLE İÇİ PROBLEMLER
Aile
genel olarak evlilik, kan bağı ve evlat edinme yolu ile meydana gelen, bireyin
kimlik ve kişiliğinin oluşumunda alternatifi olmayan öncelikli bir kurumdur.
Evlilik ise geleneksel olarak yetişkin kadın ve erkek arasında yasal
geçerliliği olan, toplum tarafından tanınan ve belirli sorumlulukları ve
hakları beraberinde yerine getiren fiziki ve kültürel bağ olarak tanımlanır.
19. yüzyıl sonu toplumsal
kurumların birçoğunda, toplumlar modernleştikçe ailelerin öneminin azalacağına
değinilmiştir. Cemaat cemiyet arasındaki en temel farklılıklardan bir tanesi
ailelerin yerine kişisel çıkarların belirlediği toplumsal bağların etkin
olduğudur.
20. yüzyıl modernleşme kuramında
aile sorunlu bir kurum olarak değil, sanayi toplumlarına uygun çekirdek aileler
olarak form alan bir kurum olarak değerlendirilmiştir Bu sürede aile
işlevlerinde de değişmeler yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Ailede yaşanan değişimlerin
çoğu doğurganlık oranı, evlilik, boşanma ve evlilik dışı doğum istatistikleri
ile belirlenmektedir.
Teknolojinin aile içi kurduğumuz
etkileşimlerimize, kültürlenme sürecine, eğitim kalıplarımıza, değer alanına ve
daha makro ölçekli kurumlar arası ilişkilere etkisi yadsınamaz. Bu süreç, aynı
zamanda aile içi problemlerin niteliğine de etki etmiştir. Aile içi
problemlerin kaynağı somut nedenlerden daha soyut ve sosyal boyuta kaymıştır.
Biz burada aile içi problemlerin temel biçimleri üzerinde duracağız. Bunlar;
aile içi iletişim problemleri, aile içi şiddet ve aile içi sorunlar neticesinde
ortaya çıkan bir durum olarak boşanmadır.
İletişim Problemleri
Aile içi problemlerin başında
iletişim problemleri gelmektedir. Aile içi iletişim problemlerinin bu derece
önemli ve hassas olmasının en önemli nedeni, ailenin meydana geliş amacının
gerçekleşmesinin önündeki engel olarak tanımlanmasıdır.
Aile kurum olarak kendi içerisinde
varlığını devam ettirmek için birtakım işleyiş ilkelerine sahiptir. Bu ilkeler,
her ailenin devamlılığının bir ölçüde garantisi konumundadır. İşleyiş sağlayan
mekanizmalar görevini yerine getiremediğinde aile işlevlerini yerine getiremez
ve bütünlüğünü koruyamaz. Bu ilkelerde birincisi;aile içi öğeler arasında
bütünleşme söz konusudur. Bütünleşme ve iç bağımlılık aile bireylerini
birbirine bağlar. İkinci önemli işleyiş ilkesi; aile kendi sınırlarını kendi
belirler ve bu sınırlar her ailenin dışarıya açıldığı kanalları meydana
getirir. Bu kanallar ailenin norm ve değerlerine göre oluşur.
Ailenin işleyiş ilkeleri, ailenin
işlevlerinin de sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Bu şekilde birey
topluma uyum sağlar ve toplumsal denge ve düzen meydana gelir. Aile içi yaşanan
iletişim problemleri ailenin işleyişindeki en önemli sorunlardan biridir.
İletişim problemleri yaşandığında ailede iletiler aktarılamaz ve sağlıklı bir
sosyalleşme gerçekleşemez. Aile üyeleri arasında iç denge ve bağımlılık ortadan
kalkar. Bunun sonucunda dışa açılan kanallar bireylere göre farklılık gösterir.
Aile yeni tehdit ve tehlikelere
açık hale gelir
Aile içi mahremiyet olgusu zedelenir ve
aile bir kurum olarak işlevlerini yerine getiremez. Bir kurumun işlevini yerine
getirememesi, bütün olarak varlığına en büyük tehdittir.
Aile
içi iletişim problemleri eşler, kardeşler ve ebeveyn-çocuk arasında
yaşanabilmektedir.
Aile içi iletişime etki eden önemli
faktörlerden biri, internet kullanımının niteliğidir. İnternet araçlı
iletişimin yüz yüze iletişimin bir alternatifi değil, daha hızlı, zaman ve
mekan sınırlılıklarını ortadan kaldıran bir iletişim türüdür. Bu açıdan bakıldığında
yüz yüze iletişimin güç olduğu durumlarda önemli bir araç olarak görülür. Ancak
yüz yüze etkileşimin yerine geçtiği anda bireyler arası etkileşim olumsuz
etkilenebilmektedir. Aynı masa etrafında oturan kişilerin sözel etkileşime
geçmeden online etkileşim kurumları bu durumun bugün sık karşılaşılan
örneklerinden biridir.
Ailede çocuklarla kurulan sağlıklı
iletişim, çocuğun gelişimini olumlu yönde etkiler. Aile bireyleri ile kurulan
iletişimin niteliği, çocuğun aile dışı iletişiminin temelidir. Başkaları ile
sağlıklı iletişim, aile içi sağlıklı iletişim ile gerçekleşir. Bunun için aile
içi iletilerin de net ve anlamlı olması çok önemlidir. Öz saygıyı zedeleyici, onur kırıcı,
aşağılayıcı ve sürekli emir kullanımı iletişim kanallarının kapanmasına ve
dahası kalıcı sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum ister eşler arasında
isterse ebeveyn-çocuk arasında gerçekleşsin aynı yıkıcı etkiye yol açar.
Ebeveyn-çocuk iletişiminde
iletişimi engelleyen ve destekleyen tutumlar:
ENGELLEYEN TUTUMLAR:
-Suçlama
-Emir verme
-Tehdit etme
-Duygusal baskı kurma
-Nutuk çekme
DESTEKLEYEN TUTUMLAR
-Ebeveyn ve çocukların aktif olarak
zamanı paylaşması.
-Bireylerin karşılıklı durumları
dikkate alınarak davranılması.
Empati-Durumu kabul etme ve ilişkide
dürüst olma
Aile İçi Kültürel Çatışma
Aile içi kültürel çatışma iki
şekilde yaşanmaktadır. Birincisi ebeveyn ve çocuklar arasında yaşanan kuşak
çatışması, diğeri ise eşler arasında yaşanan kültürel farklılıkların doğurduğu
çatışmadır. Bu ikisi de önemli aile içi problemdir.
Aile içi iletişim problemleri kuşak
çatışmalarını doğurur. Kuşak çatışması ise kültürel farklılaşmaya/bakış
açısındaki farklılaşmaya yol açar.yetişkinler ve gençler arasındaki bu durum
önemsenmediğinde ebeveyn-çocuk arasında ciddi iletişim kopuklukları meydana
gelir.
Başlıca yaşanan çatışma konuları eş
seçimi, kız-erkek ilişkileri, harcamalar, meslek seçimi, boş zaman faaliyetleri
ve aile içi kurallar olarak gelmektedir. Bunun yanı sıra günümüz teknoloji
kullanımından kaynaklanan konular da çatışmanın yaşandığı konular arasındadır.
Anlaşmazlık eğer toplumsal sorun haline dönüşmekte ise önlenmeli ve tedbir
alınmalıdır.
Özellikle
göç yolu ile gerçekleşen evliliklerde kültürel farklılık eşler arasında önemli
bir problem olarak gözlemlenebilmektedir. 2010 yılında Almanya’da yaşayan
Türklerde gerçekleşen boşanmaların en önemli nedeni kültürel farklılık olarak
gösterilmiştir.161 boşanmış kişi üzerinde yapılan çalışmaya göre göç yolu ile
gerçekleşen evliliklerde kültürel farklılığın yaşanması daha muhtemel
görülmektedir. Katılımcılara yöneltilen “eski eşle problem” sorusuna verilen
yanıtlar arasında “kültürel fark” seçeneği %16,12 ile en fazla işaretlenen
problem olarak gösterilmiştir. Kültürel fark aile içinde yaşanabilecek diğer
problemleri de tetikleyebilmektedir
Aile İçi Şiddet
Aile içi şiddet, ailenin işlev ve
işleyişini olumsuz etkileyen en önemli problemlerden bir tanesidir ve evrensel
bir sorundur. Aile içi şiddet denildiğinde eşlerden birinin diğerine yönelik
şiddeti ve ebeveynlerden çocuklara yönelik ifade edilmektedir. Ancak
istatistikler ve yapılan çalışmalar aile içi şiddet denildiğinde kadına yönelik
şiddetin akla gelmesini haklı çıkarmaktadır.
Bir diğer nokta ise şiddetin ne
anlama geldiği ve toplumda nasıl algılandığıdır. Yapılan çalışmalar genel
olarak şiddet denildiğinde fiziksel şiddetin anlaşıldığını göstermektedir. Aile
içi şiddet kategorileri genel olarak :
ØFiziksel Şiddet;Dövme, tokatlama,
tekmeleme ve daha fazlasını içeren eylemlerdir
ØCinsel Şiddet
ØDuygusal İstismar;Sevgisizlik,
hakaret etme, sürekli eleştirme, kıskançlık, reddetme gibi eylemlerdir
Øİhmal;Bireyin sosyal ve maddi
ihtiyaçlarını karşılamama
Ekonomik
İstismar;Bireyin parasına el koymak, zorla çalıştırmak veya çalıştırmamak vs…
2014 yılında Türkiye genelinde
yapılan çalışmaya göre evlenmiş kadınların %36’sı, yaşamlarının herhangi bir
döneminde eşleri veya birlikte oldukları erkeklerin fiziksel şiddetine maruz
kaldıklarını belirtmişlerdir. Şiddete maruz kalanların %10’u gebelik dönemlerinde
de şiddete uğramışlardır. Kadınların %9’u, çocukluk döneminde cinsel istismara
maruz kalmaktadır. Bu oranlar şiddet denildiğinde neden kadına yönelik şiddetin
akla geldiğinin de nedeni olarak gösterilebilmektedir.
Şiddeti önlemeye yönelik ortak
bilincin oluşturulması önemlidir.CEDAW(Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesi Sözleşmesi) bunlardan biridir.Yine Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi,
kadına yönelik şiddeti önlemede önemli adımlardır. Şiddetle mücadelede en
önemli basamak elbette ki şiddetin toplumsal kökenlerini doğru tespit
edebilmektir.
vMichael Kaufman “erkek kaynaklı şiddetin yedi
farklı özelliğini” şöyle sıralamaktadır.
§Şiddetin toplum tarafından cinsiyet
ayrımı gözetmeksizin benimsenmesi hem kadınların hem de erkeklerin şiddet
durumunu kanıksayarak kabullenmesi ve hatta gerekli görmesi önemli bir
etkendir.
§Bir diğer önemli boyut ise
erkeklerin belirli ayrıcalıklara sahip olmasının hak olarak görülmesidir.Bu
durum toplumlarda erkeklerin şiddet eylemine başvurmasının doğal bir durum
olarak tanımlanmasına ve bu eylemin kabul edilmesine yol açabilmektedir.
§Bir çok toplumda erkeklerin
kadınlara uyguladığı şiddetin suç sayılmasına üstü kapalı bir şekilde vurgu
yapılması yada hiç yapılmaması önemli bir faktördür.
§Erkeklere küçük yaşlardan beri
öğretilen korku ve acıyı bastırma davranışı ile duygularını göstermenin
zayıflık olarak algılanabileceği iletisi bazı durumlarda şiddet patlaması
şeklinde sonuçlanabilmektedir.
§Bir diğeri baba çocuk arasındaki
duygusal ilişkinin yeterli düzeyde kurulamaması riskidir.
§Şiddeti önlemede ve azaltmada
kadın-erkek ortak hareket edebilmek aynı zamanda kadın ve erkeklerin toplumsal
kuralları algılama durumuna etki etmek ve şiddet geçmişine sahip kişilerin
durumları dikkate alınarak rehabilitasyon programlarına dahil olmak diğer
önemli adımlardan birkaçıdır.
§Şiddetle mücadelede tüm aile
fertleri ve özellikle anne- baba bu süreçte aktif ve birlikte yol almalıdırlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder