SAVAŞÇI
Kitabın Adı: Savaşçı
Yazar: Doğan CüCeloğlu
Remzi Kitapevi, 55. Basım Mart 2017
kitabı okuyan arkadaşımız: FATOŞ ALKAN
Kitabın Konusu
“ Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün
gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en
zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez” diyerek
kitapta bu tür bir savaşçıdan söz ifade ediyor. Kitabın, içerisinde yer alan
karakterlerden yazarın kendisi gerçek hayatta da olduğu gibi algılama, öğrenme,
psikoloji ve iletişim konularında uzman ve tanınmış bir öğretim görevlisi; Arif
bey ise mutsuz, kendini ezik ve aptal gibi hisseden, yalnız, ne istediğini
bilmeyen, kendisini bir bilinmezliğin içinde kaybolmuş olarak gören bir sınıf
öğretmeni. Doğan Cüceloğlu ve Arif Beyin tanışmasıyla kitap içerisindeki
konular yazar ve Arif bey arasında soru cevap şeklinde, yazarın;
hayatı, felsefesi, toplumu, iletişim ve insan ilişkileri, psikolojiyi konu
edinerek okuyucuya aktarılmaktadır.
Kitabın Özeti
1. Bölüm
Arayış
Anlamını yitiren bir yaşamın temel sorununun bireyin varoluşunda sadece
kendisi için önemli gördüğü kişiler tarafından tanınmayı, kabul edilmeyi,
sevilmeyi, özlenmeyi, değerli bulunup güvenilmeyi istemesi biçiminde yaşaması,
kendine özgün bireysel yaşamın olmaması, kendi yaşamının dansını yapamaması
olduğu anlatılıyor. Savaşçıdan bahsediliyor ve arayışa geçme zamanının geldiği
hatırlatılıyor. Arif bey, hayatını anlamsızlıktan kurtarmak
isteyen, çaba göstermeye çalışan ancak neyi nasıl yapacağını bilmeyen bir
eğitimcidir. Ailesinin itirazına rağmen öğretmenliği seçmiş ancak daha sonradan
yanlış bir mesleği tercih ettiğini düşünmeye başlamıştır. Öğretmenlik
mesleğinin kutsaliyetine inanmaktadır ama mutsuzdur. Öğretim üyesi olan doğan
bey ile tanışır ve bu sorununu onunla paylaşmak ister. Herkesin bir başkasını
değiştirmeye çabaladığı bir dönemde Arif beyin kendini sorgulaması ve bir
arayış içine girerek kendi değişimini aramaya çalışası Doğan Bey’i
etkilemiştir. Haftasonu cumartesi günü buluşmak için randevulaşırlar. İlk
buluşmalarında bireyin yaşamında anlam arayışı konusu üzerine konuşurlar. Anlam
arayışında ilk adım, kritik ve can alıcı soruları sorabilmektir. İkinci adım
ise, soruların yanıtını aramaktır. “Ben kimim?” sorusu üzerine
yoğunlaşarak toplumun insanlara biçtikleri roller üzerine konuşurlar. “Ben
anneyim”, “Ben erkeğim”, “Ben öğretmenim”.. gibi çeşitli roller içerisinde kendilerini
tanımlamaya çalışarak bu soruya karşılık; “ ben bütün bu soruları soran,
farkında olan, gözlemleyen bilincim.” denilmişitir. Bedenimiz,
sosyal rollerimiz, düşüncelerimiz, duygularımız değişse de ‘ben’ özdeşimini
ayakta tutan siz bilincidir. İnsanların kendilerini bir hapishaneye
kapattıklarını düşünmektedir. Arif Bey de aynı şekilde kendini hapsetmiştir. Bu
durumun farkında olmak, bu hapishaneden kurtulmayı başaran “Savaşçı”lardan olma
yolunda atılan ilk adımdır. Arif Bey, arayışı sonunda bir hapishanede olduğunu
anlamıştır. Kritik ve can alıcı soruları sormaya, soruların cevabını aramaya
hazırdır. Arif Bey artık bir savaşçıdır. Arif Bey’e bu yolculuğunda eşlik eden
Doğan Bey içinde heyecan dolu günler başlamıştır. Arif Bey ve Doğan Bey haftada
bir defa görüşmeye başlarlar.
2. Bölüm
Uyanış
Arayış sonucunda farkına varma ve
uyanıştan söz ediliyor. Kişi ancak uyandıktan sonra, daha önce uyuyor olduğunu
kavrıyor. Uyuyan kişinin uyuduğunu bilmezse gördüğünün rüya olduğunu
anlamayacağını ve farkına varmanın uyanış için ne derece önemli olduğunu
vurguluyor. İnsanların mutlaka sosyal roller içinde olduğunu ve sosyal roller
içinde hayatını sürdüreceği; ancak önemli olan konunun bu sosyal rollerin
kişiye empoze mi edilmiş yoksa kendi isteği sonucu mu yüklemiş olduğudur. Arif
Bey kendi isteği ile öğretmen olmuştur; ancak kendi düşünce ve değerlerinden
çok başkalarınınkini esas alarak kendi özünden uzaklaşmıştır. Bu durum, Arif
Bey’in hayatının anlamını yitirmesine neden olmuştur. Kaygılar içinde geçen bir
yaşam “mış” gibi bir yaşamdan öteye geçmez. Yaşam enerjisinin
kaynağı bizim özümüzdür. Kendi özümüzden koptuğumuz zaman şevkimiz kalmaz.
Yaşamın anlamı da bu özden gelir; özle yapılan her şey anlamlı, heyecan verici
gelir. Özden kopuk yapılan şeyler ise anlamsız ve sıkıcı gelir. Kendi kalbine
bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler
gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında
kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder; Doğan bey ile
yaptığı konuşmalar sonucunda Arif Bey bir hapishanede olduğu gerçeğini anlamaya
yönelik bir uyanış içine girer. Hapishanede kalmanın ya da çıkmanın kendisinin
gerçekleştirmesi gereken bir süreç haline geldiğini ve hapishanenin kapısını
açacak ve kendisini özgürlüğe kavuşturacak anahtarın kendi bilinci içinde
olduğunu anlamıştır.
3. Bölüm
Niyet
Niyet etmekten ve savaşçının anlamından
bahsedilmektedir. Burada bahsedilen niyet, daha anlamlı ve coşkulu
bir yaşama yönelik niyettir. Savaşçının başkası için değil, kendi niyetiyle,
kendi yaşamı için savaşçı olduğu vurgulanıyor. Gerçek bir savaşçının her
olaydan alabileceğinin, öğrenebileceğinin en fazlasını almak ister diyerek bir
insanın niyetinin, o kişinin içinde bulunduğu ortamı nasıl algılayacağını, o
ortamda bilincin nasıl organize edeceğini belirleyen en önemli etken olduğu
dile getirilmiştir. Savaşçı, niyetinin sürekli farkındadır. Hiç kimseden övgü,
ilgi, destek ve takdir beklemeden sırf kendi yaşamının anlamı için kendini buna
adadığı zaman savaşçı olma yolunda bir adım atmış olur.
Savaşçı ortama getirdiği bilincin
derecesinden yüzde yüz sorumluluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içerinse
kendini yüzde yüz ilgilendiği konuya verir. İlgilenmiyorsa “mış” gibi
ilgilenmez. Dürüsttür, içtendir. Savaşçı ‘evet’ini ve ‘hayır’ını keşfetmiş
biridir. ‘Hayır’ demesini bilemeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini
bilmeyen kişinin ‘evet’inin de anlamı yoktur.
4. Bölüm
Geleceği Yaratmak
Yarını ancak kişisel bütünlük içinde
yaratabileceğimizden ve bütün kötülüklerin, geriliklerin, yanlışlıkların
kaynağının gerçeğe saygısızlık olduğu dile getiriliyor. Gerçeğe saygılı olmayan
bir toplumda çocuk rasyonel bir varlık olarak gelişemez. İlişkilerde tutarlılık
ve vicdan konuları işlenerek geleceği yaratmaktan ve kişisel bütünlükten
bahsetmektedirler. Kişisel bütünlük, algıladığı gerçek ile sorumluluk içinde
tutarlı biçimde düşünmek, söylemek ve yapmaktır. Bir şey ne ise odur; başka bir
şey değildir. Bir nesne kendi doğasına uygun davranarak ne yapacağı onun ne
olduğu belirlenmiştir. Doğan Bey’e göre kişisel bütünlük gerçeğe saygı ve
algılanan gerçeğin tüm sorumluluğunu algılamayı gerektirir. Doğan Bey,
insanların kişisel bütünlük içinde davranmalarının toplumun birçok sorununu
ortadan kaldıracağına inanmaktadır. Kişisel bütünlük içinde bildiğimizi
bilerek, bilmediğimizi bilmediğimizin farkında olarak anlamlı bir yarının
yaratabileceği üzerinde uzlaşırlar. Arif bey artık bir öğretmen olarak önemli
işler başarabileceğine inanmakta ve öğretmen olmanın ne kadar önemli olduğunu
anlamaya başlamıştır. Kendi iç dünyasının gerçekleriyle ilişki içinde değil,
ayı zamanda inandığı temel değer ve ilkelerle de ahenk içinde olması
gerektiğini, nasıl bir dünya yaratmak istediğinin, vizyonunun, hedefinin
sürekli bilinci içinde iç dünyasını ve değerlerini uygulamaya koyması
gerektiğini düşünmektedir.
5. Bölüm
Güç
Yarını yaratmak için güçlü olmak
gerektiği söyleniliyor. Savaşçının yaşamındaki güç kaynağı korkudan gelmez.
Savaşçı kendini bir geleceğe adamıştır. Bu gelecek savaşçı için anlamlıdır ve
bu gelecek bazı temel değerler üzerine kurulmuştur. Bu geleceğe ve bu geleceğin
kurulduğu temel değerlere kendini adamış olmak savaşçının güç kaynağını oluşturur.
Diğer bir ifadeyle, savaşçı gücünü kendini adadığı gelecekten alır. Arif bey
artık kendisini adadığı gelecekle kişisel bütünlük içinde olanaklar yaratmaya
kendini adayarak geleceği oluşturması gerektiğini düşünmektedir. Bunun için de
öncelikle kişiliği ve karakteriyle güçlü olması gerekmektedir. Arif bey
öğretmenliği, ‘ Ben kimim?’, ‘Benim hayatımın anlamı ne?’, ‘Ben
hayatımda neyi gerçekleştirmek istiyorum?’ soruları çerçevesinde
değerlendirmeye başlamıştır. Mesleğini kendi düşünceleri çerçevesinde değerlendirmekte
ve kendini daha güçlü hissetmektedir.
6. Bölüm
Sorumluluk
Yaşamdaki sorumluluk ve savaşçının
sorumluluğundan bahsediliyor. Savaşçının özellikleri artık iyice belirlemeye
başlamıştır. Savaşçı anlam arayışı içinde olan insandır. Anlam arayışı ise,
nerede, neyi, niçin, nasıl yaptığının yanıtını aramak demektir. Savaşçı, bu
arayış içinde niyetini, niyetinin saflığını keşfetmiş birisidir. Yaratmak
istediği geleceği niyetinin saflığında yaratır. Kişisel bütünlük içinde bu
geleceği gerçekleştirmenin sorumluluğunu kendinde görür. Yaşam kimin
sorumluluğu içinde? Diye sorulan soruya karşılık “ kimine göre anne
ve babanın, kimine göre evlendiği eşinin, kimine göre komşunun, kimine göre
çalıştıran şirketin, kimine göre devletin, kimine göreyse yaşamda bir
sorumluluk yoktur.” diye cevaplar verilir. Sorumluluk almış insan
hesap verir, kendi bilincinin, kendi gücünün, kendi eyleminin sınırları içinde
olaya sahip çıkar. Kişinin yetiştiği ortamda kendine seçim yapma ve yaptığı
seçimin sonuçlarından sorumu olma fırsatı verilmemişse sorumluluk duygusu
gelişemez. Arif bey, Doğan bey ile yaptıkları görüşmede üzerinde tartıştıkları
bu konuları düşünmüş ve sorumluluk duygusu içinde öğretmenlik yapması
gerektiğini fark etmiştir. Kendini, hesap vermeye ve kendi gücünün, kendi
eyleminin sınırları içinde mesleğine sahip çıkmaya hazır hissetmektedir.
7. Bölüm
Ölüm Bilinci
Şimdi ve şu anı yaşama tembelliği neden
bu kadar yaygın? Neden görmeyiz bize bakan gözleri? Neden kırarız gönülleri?
Neden pişmanlıklar içinde yuvarlanır gideriz? Sorularının yanıtı savaşçının
ölüm bilinci içinde irdeleniyor. Sıradan insanları savaşçı yapmaya götüren ilk
adımlarda birisi ölüm bilincidir. Kişi, aldığı kararlardan pişmanlık duymamak
için karar verme ortamına yüksek bir bilinç düzeyi ile gelmelidir. Doğan bey
sıradan insanın sonsuz yaşamı zemin kabul ederek günlük yaşamı anlamlandırdığını,
savaşçının ise her an ölüm bilincini zemin kabul ederek günlük yaşamını
anlamlandırdığını düşünmektedir. Arif bey içinde yaşadığı zamanın tekliğini ve
o anın bir daha tekrar etmeyeceğini anlamıştır. Bir savaşçı gibi her an ölüm
bilincini zemin kabul ederek yaşamını anlamlandırması gerektiğini
düşünmektedir. Artık kararlarını bilinçli bir şekilde verip, o kararlardan
pişmanlık duymadan tüm gücüyle eyleme geçirmeyi hedeflemiştir. Şu anı
yaşayamazsa hatıralarının silik kalacağını ve yaşamının fakir olacağını
düşünmektedir.
8. Bölüm
Değişim
Kaybolmuş güçsüz bir insanın bile
savaşçı olabileceği, bunun yolununsa değişim olduğu üzerine konuşmuşlardır.
Sıradan insanın nasıl savaşçı olacabileceği hakkında görüşler belirtilmiştir.
Değişimin varoluşun içinde potansiyel olarak vardır. Her çocuk doğal olarak
kendi potansiyelini gerçekleştirme eğilimindedir. Doğan bey, sıradan insanın
değişerek, farkına vararak ve farkına vardığını yaşayarak savaşçı olabileceğini
düşünmektedir. Tüm değişimlerin temelinde bilinç yatar. Bilinçte meydana gelen
değişimler insanın yaşamında meydana gelen diğer tüm değişimlerin anasıdır.
Bireyde oluşan ‘ben bilinci’ onu pek mutlu etmez ama zamanla ben bilinci
değişip ‘biz bilinci’ne dönüştüğünde kişi kendini gerçekleştirmiş olur. Savaşçı
‘ben savaşçı olacağım’ diye yola çıkmaz. İnsan yaşamın belirli bir alanında
yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışırken savaşçı olma yolunda ilerler.
Zamanla gözlemleyen bilince ulaştıkça bilinci gelişecek ve bilinci geliştikçe
savaşçının niyetinin saflığını, sorumluluğunu, kişisel bütünlüğünü almanın
gerekliliğini görecektir. Bu konuşmanın sonunda Arif Bey, bir öğretmen olarak
enerji ve zamanını bilincin gelişmesine vermesi gerektiğini anlamıştır.
9. Bölüm
Bitmemiş İşler
Bitmemiş işler üzerine konuşuluyor.
Bitmemiş, işler bitmeden gücümüzü kazanamayız. Bitmemiş işler bizim şimdi ve şu
anı algılamamıza ve yaşamamıza sürekli engel teşkil eder. Bir insana beslenen
hınç, kin, öfke ve diğer olumsuz yargılamaların ifade edilmeden birikmesi ve
söz konusu kişiyi sürekli olumsuz duygular içinde tutması şeklinde ifade edilen
durum bitmemiş iş olarak adlandırılır. Savaşçı, bitmemiş işler taşımaz, sürekli
işlerini bitirerek yaşamına devam eder. Savaşçı her şeyi kişisel bütünlük, sorumluluk
ve bilincin saflığı içinde tamamlayarak yaşar. Ortama getirdiği bilinçten
kendini sorumlu tuttuğu için ortamda ne gibi dengesizlikler olduğunun
farkındadır. İnsanın psikolojik sınırları, ilişkisinin türüne göre değişir.
Ama, mahrem ilişki içinde olduğu insan için bile, öbür tarafa geçilemeyecek
sınırlar vardır. Kişinin sınırlarını koruması ve bu sınırların diğerleri
tarafından tanınması önemli bir gereksinimdir. Affedebilmek dil ile olmaz gönül
ve kafayla affedebilmek büyük bir gönül zenginliği ister. Egosu şişkin, çabucak
kırabilen insanlar bunu kolay kolay yapamaz. Yürekten affetmeyi öğrenmeden
‘bitmemiş işler’i bitiremeyiz.
10. Bölüm
Savaşçı Olmak İçin
Doğan Bey Arif Bey’e savaşçı bir
öğretmen olmayı teklif eder. Bunun için savaşçının tüm özelliklerini bir liste
haline getirirler. Savaşçı karar vermeden önce inceler, düşünür, gözden
geçirir, acele etmez, her şeyi hesaba katar. Savaşçı kararını verirken özgür
iradesi içinde verir; yani onun kararı bir seçimdir. Savaşçı verdiği
kararlardan pişmanlık duymaz. Sabırlıdır ve niçin beklediğini bilir.
Arzularından arınmış, ölümün tümüyle bilincinde ama aynı zamanda
bunu umursamaz bir tavır içindedir. Stratejik bir tavır içerisinde yaşamaya
özen gösterir. Hiçbir şeye düşkünlük göstermez, hiçbir şeyin müptelası
değildir. Savaşçı hiçbir zaman kendini kapıp koy vermez; bu ölümü dahi olsa
savaşçı mücadele etmeden kendini teslim etmez. Her şeye saygılı yaklaşır ve
zorunlu olmadıkça kendisini ilgilendirmeyen işlere burnunu sokmaz. Savaşçı pek
ortalıkta gözükmez, yüzünü eskitmez ama bir işe karışması gerekiyorsa, iyice
düşünüp seçimini yaptıktan sonra karışır. Seçimini yaptıktan sonra gönlünün
sesini dinler. İçinde bulunduğu duygusal durumu kendisi belirler. Tüm evrenle
biz bilinci içinde ilişki kurar. Dünyayı olduğu gibi görür, alçakgönüllüdür,
her şeyi üstesinden gelinmesi gereken bir öğrenme fırsatı olarak görür. Yaşama
katkıda bulunan her şeye ve herkese teşekkür duygusu besler. Sağlığına dikkat
eder.
Arif bey, sözünü ettikleri kavramların ve savaşçı özelliklerinin birçoğunu
Doğan Bey ile görüşmeden önce sahip olmadığını anlar. Görüşmeler sonunda da
Arif Bey bu özelliklerin tamamını kazanmış değildir; ancak kazandığı zaman
güçlü bir öğretmen olacağını bilmektedir.
11. Bölüm
Devam Edelim
Yalova ve Çınarcık’ta yaşanan depremde
Doğan Bey Arif Bey için tedirgin olmuştur. Arif bey üç gün aradan sonra Doğan
Bey’i arayarak iyi olduğunu söyler. Yaptıkları telefon görüşmesi sonunda,
toplumsal sorunlar ve konular üzerine odaklanmış yeni bir dizi buluşma daha
yapmaya karar verirler.
2. KİTAP ÖZETİ
KİTABIN ADI: GÖĞÜ DELEN ADAM
YAZARI:ERİCH SCHEURMANN
KİTABI OKUYAN ARKADAŞIMIZ: MERVE ÖZTÜRK
Sadece keyif için degil üniversitede sosyoloji, antropoloji derslerinde ve
hatta liselerde sosyal bilgiler derslerinde bile okutulabilecek bir kitap.
Kabile reisi Tuivaii'nin gözünden modern
dünyayı ve yaşam tarzını eleştiren, doğru ve yanlış olarak kabul ettiğimiz
değerleri tekrardan gözden geçirmemizi sağlayan anti-kapitalist bir kitap.
Mülkiyet kavramına farklı bir bakış açısı getirirken aynı zamanda bireysel
sorumlulukları topluluk olarak yerine getirmekten bahsediyor. Bunların yanında
en önemlisi mutluluk getirecek şeyin sahip olmaktan değil paylaşmaktan
geçtiğini kabul ediyor. Bir meslek elde edebilmek için verilen çabadan
düşüncenin ölümcül hastalığı gibi konuları sade ve akıcı bir şekilde okuyoruz.
Kitabı okuduktan sonra bir süre daha etkisi devam ediyor, insanlık
ilişkilerinde paranın ve mesleğin o kadar da gerekli olmadığını fark
ediyoruz.
Kitap her ne kadar çok güzel bir dünyadan
bahsetse de modern dünyamız için hiç bir zaman gerçekleşmeyecek bir hayal
olduğu için bir ütopyadan öteye gidemiyor bizim için. Akıcı ve sade anlatımıyla
başlandığı gibi bitecek bir kitap, keyifli okumalar.
3. KİTAP ÖZETİ
KİTABIN ADI: BİN ÖMRÜM OLSA
YAZARI: KRISTIN HANNAH
KİTABI OKUYAN ARKADAŞIMIZ: CANSU (CNSUCN321)
Çocuk
sesleriyle dolu bir yuvaya sahip olmak isteyen işitme engelli Tess. Hayaline
kavuşamadan trafik kazası geçirip hayata gözlerini yumar ama hikaye burada
başlıyor...
Ölür ve Tanrı
Tess’e bir şans verir. Tess ölümünden sonra yabancı ses Carol ona dileğinin
gerçekleşeceğini ona ikinci bir şans verildiğini söyler.
Tess’e seçim
yaptırır. Tess seçimi sonrası 3 çocuklu bir aileyi seçer. Hayat Tess için
zorlaşmıştır. Ağlamak nedir bilmeyen Tess ağlar.. Çünkü sevgi anne aile
sevgisini hiç tatmamış 3 çocuğun annesi olarak yeniden doğar, kadın da son
çocuğu doğururken ölmüştür...
4. KİTAP ÖZETİ
KİTABIN ADI: UYGARLIĞIN
HUZURSUZLUĞU
YAZARI: SİGMUND
FREUD
KİTABI OKUYAN ARKADAŞIMIZ:
Kübra Sarı
Din kavramı anlam bakımından tüm toplumlarda
sorgulanmış, birçok bilgin tarafından açıklanma ihtiyacı duymuştur. Psikolojiye
damgasını vuran Freud’in de elbette bu konuda fikirleri olduğuna
şaşırmayacaksınız. Freud dinsel tutumu çocukluktaki çaresizliğe dayandırır.
Dinin sadece insanın korkularına karşılık ortaya attığı bir yanılsama olduğunu
savunur. Dini vazgeçemeyeceğimiz müsekkinler olarak tanımlamakla beraber bu
müsekkinlere ihtiyacımız olduğunu söyler. Çünkü insan yaşamının amacı din
olmaksızın açıklanamaz. Bu yüzden de insanların dine ihtiyacı olduğunu kabul
eder. Bu çıkarımlarından sonra insanların yaşamda mutluluk peşinde olduklarını
her zaman mutlu kalmak istediklerini iddia eder. İnsanların hiçbir zaman uzun
süreli mutluluğa ulaşamayacağını, bünyemizin de mutluluk için sınırlı olduğu
görüşündedir. Fakat mutsuzluk Freud’in dediği gibi daha kolaydır. Çünkü
vücudumuz, dış dünya ve insanlarla ilişkilerimiz bizi yeterince acıyla hemhal
etmektedir. İnsanların çalışarak mutlu olabileceklerine, kendilerini tatmin
edebileceklerine inanır. Öyleki insanların zorunlu olarak çalıştığını ve en
eğır toplumsal sorunların da insanlardaki bu doğal çalışma isteksizliğinden
kaynaklandığını savunur. İnsanın gerçek manada mutluluk bulmak için mücadele
ettiğini, sevgi merkezli cinsel hazzın mutluluğa giden yolda ilk örnek olduğunu
söyler. Hatta Freud güzelliğin de cinsel duygu alanından türediğini savunur.
Ona göre din, yaşamın değerini düşürüp gerçek dünyanın tasarımını sanrılı bir
biçimde çarpıtır. İnsanı mutluluğa götürme yolunda dinin de vaadini
gerçekleştiremediğini savunur.
Sefaletimizden uygarlığın sorumlu
olduğunu, uygarlıktan vazgeçip ilkel koşullara döndüğümüz zaman çok daha mutlu
olacağımızı iddia eder. Fakat bu iddiasını da uygarlıktan vazgeçmenin mümkün
olmadığını, vazgeçerken bile söz konusu uygarlığın araçlarına yaşamak için
gereksinim duyulduğunu söyleyerek eleştirir. İnsanoğlunun doğa hakimiyetiyle
mutluluğa erişmeyi beklemesinin hayal kırıklığıyla sonuçlandığını, bu durumun
insanlarda beklendiği gibi bir mutluluk ve haz oluşturmadığını söyler. Uygarlık
sözcüğünün, yaşamımızı hayvan atalarımızınkinden ayıran, insanları doğadan
korumak ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek gibi iki amaca hizmet eden
eylem ve düzenlemelerin toplamını tanımladığını söyler. Freud’e göre insan çok
eskiden beri bir mutlak güç ve mutlak bilgi ideali oluşturmuş, bu ideali
tanrılarında cisimleştirmiştir. Kendi arzularına ulaşılmaz görünen –ya da
kendisine yasak olan- ne varsa hepsini bu tanrılara atfetmiştir. Kısaca bu
tanrılar kültürel ideallerdi. Şimdi ise insan bu ideale erişmeye çok yaklaşmış,
neredeyse kendisini tanrı haline getirmiştir. Fakat insan, ideallerine tam
anlamıyla ulaşamadığı için bir tür protezli tanrı haline gelmiştir. Yardımcı
organlarının tümünü kuşandığında hayli muhteşemdir ama bunlar kendi bedeninin
bir parçası değildir. Freud insanın gelecekte daha büyük yenilikler yapacağını
bu ilerlemelerle tanrıya benzerliğini arttıracağını söylemekle beraber tanrıya
benzemenin insanlara mutluluk getirmediğini belirtir. Uygarlık düzeyinin yüksek
olduğu yerleri: dinsel sistemlerin, felsefi akıl yürütmelerin, insanların
idealleri diyebileceğimiz, bireyin, toplumun, tüm insanlığın
mükemmelleştirilmesine ilişkin taleplerin fazla olduğu yerler olarak nitelendirir.
Freud uygarlığın ilk talebini adalet olarak tanımlar. Uygarlıkta bireysel
özgürlüğün olmadığını, bireyin gücü yerine topluluğun gücünün hüküm sürdüğünü
söyler. Uygarlığı, bir kez kurulmuş olan hukuk düzeninin, bir daha tek bir
bireyin yararına bozulmayacağının garantisi olarak görür.
Freud, Darwinci bir tutumla
insanların maymunlardan evrildiğini, aile hayatının da genital tatmin
gereksiniminden doğduğunu ileri sürer. Ailenin doğuşunu, erkeğin cinsel
isteklerinden dolayı dişiyi, cinsel nesneleri yanında tutması ve dişinin de
yavrularından ayrılmak istemediği için erkeğe itaat etmesi olarak tanımlar.
Kadını cinsel bir obje olarak gören Freud, erkeğin uygarlık uğruna kullandığı
libidoyu büyük ölçüde kadınlardan ve cinsel yaşamdan geri çekmesi üzerine
kendisini uygarlığın talepleri tarafından arka plana itilmiş hisseden kadının,
uygarlığa karşı düşmanca bir tavır takındığını savunur. Günümüz uygarlığının,
cinsel ilişkiye haz duyulan bir mutluluktan çok insanların üremesi için şu ana
dek alternatif bir kaynak bulamadığından tahammül ettiğini söyler. Bunun yanı
sıra uygar insanın cinsel yaşamının hasara uğradığını ileri sürer.
“İnsan insanın kurdudur” sözünden yola
çıkarak insanın özünde saldırganlık bulunduğunu iddia eder. Uygarlığın bu saldırganlığı
önlemeye çalıştığını ama bunu başaramadığını savunur. Komünistlerin,
saldırganlığı özel mülkiyete dayandırmasını eleştirir ve özel mülkiyet olmadan
öncede insanlığın yapısında saldırganlık olduğunu söyler. İlk insanların cinsel
ve saldırganlık eğiliminde kısıtlamalara maruz kalmadığından uygar insana
oranla daha iyi bir durumda olduğunu savunur. Uygarlığın insanın mutluluğunu
güvenlik ile takas ettiğini iddia eder. Saldırganlık eğiliminin insanda varolan
kökensel, bağımsız bir içgüdü olduğunu ve uygarlığın önündeki en güçlü engel
olduğunu belirtir. Oidipus karmaşasından gelen suçluluk duygusunun uygarlık
tarafından kullanıldığını ve insanların vicdan adı altında saldırganlıktan uzak
tutulmaya çalışıldıklarını dile getirir. Uygarlığın ilerlemesinin bedeli olarak
suçluluk duygusunun artması nedeniyle
mutluluğun azalmasını, uygarlığın en önemli sorunu olarak ortaya koyar.
Son olarak, insanların doğa
güçleri üzerindeki hakimiyetlerini arttırmış olmalarını, bunların yardımıyla
birbirlerini son insana varana dek ortadan kaldırmalarının zor olmadığını,
günümüz uygarlığının huzursuzluğunun da bundan kaynaklandığını ileri sürer.
PAZARA KADAR YENİ KİTAP ÖZETİ BEKLİYORUZ :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder